Skip Navigation Links
 DUYURULAR
 
DERNEĞİMİZDEN DUYURULAR
BASIN AÇIKLAMASI  

 

 

                                                                                          02 Mart 2010  

TÜRK CEZA HUKUKU DERNEĞİ’NİN BASINA VE KAMUOYUNA AÇIKLAMASI
 
 
 
Türk Ceza Hukuku Derneği olarak hukuk devleti adına kaygılarımızı kamuoyu ile paylaşmak istiyoruz.
 
Ceza Muhakemesi Kanunda özel olarak düzenlenen “Bazı Suçlara İlişkin Muhakeme” hallerinin yol açtığı uygulamalar sonucunda ortaya çıkan temel insan hak ve özgürlüklerinin ihlali, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ni derinden sarsmaya devam etmektedir. Her adli olay çığ gibi büyüyen sorunlar üretmektedir. Yargıya olan güvenin sürekli yıpratıldığı güvencesiz bir ortam içine sürüklendiğimiz acı bir gerçektir. Bu duruma hukuk yoluyla karşı çıkmak gerekiyor.
 
Yürürlüğe konulan ceza usul sistemi ve ceza kanunu ile uygulamalara da bakarak nasıl bir ceza adalet sistemi yarattığımızı sorgulamalıyız. Panik mevzuatını terk etmemiz gerekirken aksine uygulamalarla bir anda ve her adli olayda hukukun “kargaşa” içine sürüklenebildiğine tanık oluyoruz. Oysa hukuk kargaşa değildir. 
 
Yürürlükteki Ceza Muhakemesi Kanunu ve Türk Ceza Kanunu uygulamalarının ortaya çıkardığı bu sorunları, bu ceza adalet sistemi içinde kalarak çözemeyiz.
 
Türkiye’de ceza kanunlarının, suç ve cezanın, savcılık işlemlerinin, mahkeme kararlarının bu denli çok tartışıldığı bir dönem yaşanmamıştır. Üzerine siyaset yapılan, politika üretilen adli olayların sürekli yaşandığı bir ülke haline dönüştürülen Türkiye’de her iddianame, her dava üzerinden siyaset yapan politikacıların ortak isteği, ne garip çelişkidir ki; yargının işine karışılmamasıdır.  
 
Türkiye’de dile düşmüş suçlamalar ve davalar yüzünden herkesin sorduğu sorular çoğalmaktadır. Birbirleriyle çelişen hukuki uygulamalar karşısında, herkesin aklı karışıyor. Adalet ve hakkaniyet sürekli sorgulanıyor… Hukuka olan güven, sürekli güven kaybediyor. Yasalar eliyle, hukuk zedeleniyor.
 
Türk Ceza Kanunumuzun amacı; kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini, hukuk devletini, kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını korumak, suç işlenmesini önlemektir. Ceza hukuku “cezalandırma” hukuku olmaktan çıkarılmalı, bireyin haklarını koruyan hukuk olmalıdır. 
 
Herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği; demokratik, laik, sosyal hukuk devletinin, bağımsız ve tarafsız yargının güvencesi altındadır. 
 
Ancak unutulmamalıdır ki; Türkiye gözaltılar ülkesi değildir. Olmamalıdır. Tutuklama, sadece bir tedbirdir ve istisnadır. Asıl kural, kişi özgürlüklerinin korunmasıdır.  
 
Hiç kimse sorgulanamaz, yakalanamaz, gözaltına alınamaz, tutuklanamaz demiyoruz. Hiç kimse işlediği ileri sürülen suçlama nedeniyle yargıdan muaf değildir. Yargının, yargılayamayacağı hiç kimse yoktur ve olmamalıdır. Ancak haklarında suç şüphesi bulunan herkesin masumiyet karinesi gereği baştan suçsuz olduğu, hakkında hüküm kesinleşinceye kadar herkesin masum sayılan kişi olarak yargıç teminatı ve yargı güvencesi altında olduğu unutulmamalıdır. Hukukun gereği budur.
 
Yargı eleştirilmez bir güç değildir. Ancak yargı otoritesinin sarsılmaması için Yürütme ve Yasama gücünü elinde bulunduranların öncelikle kendi sorumluluklarına uygun davranmaları, yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığını içlerine sindirmeleri, çağdaş demokrasinin ve hukuk devleti olmanın gereğidir.
 
Korkunun egemen olduğu, yargıya güvenin yıpratıldığı bir ülkede yargı çökerse; herkes altında kalır. Hukuk ve adalet herkese ve her zaman lazımdır.
 
Hâkimlerin / savcıların görevlerini hangi esaslara göre yapmaları gerektiği konusundaki en önemli uluslar arası metin, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu’nun 23 Nisan 2003 tarihli oturumunda kabul edilmiş olan Bangalore Yargı Etiği İlkeleri’dir.  Türk Hukuk sistemi bu ilkeleri benimsemiştir.
 
Adı geçen bu belgede korunan değerler; bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk ve tutarlılık, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat olarak sayılıdır. Bağımsızlıktan bahsedilirken; “hâkim, genelde toplumdan, özelde ise karar vermek zorunda olduğu ihtilafın taraflarından bağımsızdır.” Tarafsızlıktan bahsedilirken “Tarafsızlık, yargı görevinin tam ve doğru bir şekilde yerine getirilmesinin esasıdır. Bu prensip, sadece bizatihi karar için değil. Aynı zamanda kararın oluşturulduğu süreç açısından da geçerlidir. Hâkim, yargısal görevlerini tarafsız ve önyargısız ve iltimassız olarak yerine getirmelidir. Hâkim, mahkemede ve mahkeme dışında, yargı ve yargıç tarafsızlığı açısından kamuoyu, hukuk mesleği ve dava taraflarının güvenini sağlayacak ve artıracak davranışlar içerisinde olmalıdır.”(…) ehliyet ve liyakatten bahsedilirken, “Hâkim, yargısal görevlerini layıkıyla yerine getirilmesine uygun düşmeyen davranışlar içerisinde bulunamaz” denilmek suretiyle bir hâkimin (savcının) uyması gereken etik değerler özü itibariyle ortaya konmuştur.
 
Avrupa Savcıları Konferansı’nın 29-30 Mayıs 2005 tarihli 6. oturumunda kabul edilen Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de hemen hemen Bangalore İlkeleri ile benzer mahiyettedir.
 
Şu halde; Hâkimler ve Savcılar Anayasa ve yasalarda kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olan ve olmayan ancak evrensel anlamda Hâkim ve Savcıları bağladığından kuşku bulunmayan etik kurallara uygun olarak yerine getirmelidirler. Aksine davranış halinde eğer koşulları oluşmuşsa; Hâkim ve Savcılar yetki ve görevlerini ihmalinden kaynaklanan ya da kötüye kullanılmasından dolayı suç işlemiş sayılırlar.
 
Hâkimler ve Savcılar, kararlarını vermeden önce bin kez düşünmeli ve sonra imza etmelidirler.  
 
Çünkü herkes bilir, hukuk düzeni kendiliğinden oluşmaz, insan ürünüdür. Kişilerin dinlenmesine karar verirken, gözaltına alırken, tutuklanmasını isterken ve/veya iddianameler yazarken; “bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk ve tutarlılık, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat” ilkelerini unutmamalıdırlar. Bu ilkelere bağlı kalmak tüm hukukçuların koruması ve uygun davranması gereken evrensel değerlerdir. 
 
Öncelikle cezaevindeki tutuklu sayısının çoğalmasına neden olan “tutuklama” tedbiri yeniden düzenlenmelidir. Tutuklamanın düzenlendiği CMK 100. ve devamındaki maddeler bu haliyle yürürlükte kaldığı sürece, “hukukun güvenliği” şüphe altındadır. Herhangi bir soruşturmada  “kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların” var olup olmadığının takdiri sırasında çoğunlukla “tutuklama” kararı verilmesi ve “katalog suçlar” olarak uygulamada söz edilen bir dizi suç ile tutuklama arasında yakın bağ kurulması sonucu tutuklamanın adeta otomatik hale getirilmesi yolunun benimsenmesi, kaygı vericidir. Yaygın hale gelen bu uygulama herkes için tehlikelidir. Tedbir olan tutuklama, cezalandırma aracına  dönüştürülmemelidir.  
 
CMK. 250, 251 ve 252 inci maddelerdeki “Bazı Suçlara İlişkin Muhakeme” hakkındaki düzenleme ile eski Devlet Güvenlik Mahkemelerine “yasallık” sağlanmıştır. Eski DGM’lerin sadece adı değişmiştir. Özel görevli ağır ceza mahkemeleri ve özel yetkili savcılar eliyle “ihtisas mahkemeleri” görünümü altında eski Devlet Güvenlik Mahkemeleri düzeni sürmektedir. Bu düzenleme doğal yargıç ilkesine aykırıdır. Herkes, “olağan mahkemeler” tarafından yargılanma hakkına sahiptir.  Bu nedenle özel yetkili savcıların soruşturmaları ve özel görevli mahkemelerin yargılamalarından vazgeçilmeli, olağanüstü soruşturma ve yargılamalar kaldırılmalıdır.
 
Aksi takdirde “özel yetkili” / “özel görevli” yargı sürdükçe herkesin ve hukukun güvenliği şüphe altındadır.
 
Hukuk, toplumu birbiriyle kavgalı hale getiren, birinin iyi diğerinin kötü kabul edildiği ve buna göre yasalar üretilerek ve bu anlayışa göre hukukun uygulandığı düşman ceza hukuku yaratmamalıdır. Devletin ve hukukçuların en önemli görevi “düşman ceza hukuku” yaratmaya yönelik bütün anlayışları önlemektir.
 
Temel insan hak ve özgürlüklerinin korunmasından vazgeçemeyiz. Vatandaşların ve hiç kimsenin özgürlüğünden fedakârlık etmeden toplumu suçlardan koruma mekanizmaları yaratabiliriz. İnsan haklarının korunması ve insan haklarına saygı gösterilmesi için bir hukuk devletinde kuvvetler ayrılığı ilkesi demokrasi kadar önemlidir.
 
İnsan hakları ve insan onuru, yargı için, hukuk için, yasa koyucu için yol gösteren tek pusuladır. İnsan haklarını ne kadar sınırlandırırsanız hukuk devletinin niteliği de o kadar tehlikeye girer. Ceza adalet sisteminin amacı insan onurunun özgürce korunduğu bir hukuk devleti yaratmak olmalıdır. 
 
Yeniden hatırlatırız; Türkiye’de yaşayan herkes korkunun egemen olmadığı, herkesin her türlü ayrımcılığa karşı çıktığı, hukuki güvenliğinden şüphe ve endişe duymadığı, olağan yargılamanın teminatı altında adil yargılanma hakkında sahip bulunduğu demokratik, laik, sosyal hukuk devleti ilkelerine göre yaşama hakkına sahiptir.
 
 
                                                             Türk Ceza Hukuku Derneği

 

 
Tüm Duyurular
 


ANKET

Suç ve Ceza Dergisi'ne abone misiniz?




 
         
Skip Navigation Links
Site Haritası
İletişim
Yasal Uyarı